Umman Ninenin Mektupları (MEHMET YILMAZ)

13 Kasım 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş
Hepimiz az çok biliriz Umman Ninenin Mektupları’nı. Özay Gönlüm ustanın sesinden mutlaka dinlemişliğimiz vardır. Bu anlamda bu mektupların duyulması ve tanınmasında O’nun büyük emeği ve başarısı çok önemlidir. O çok güçlü tiyatral yanıyla ve yareniyle ne güzel de aktarmıştır o mektupları bizlere. Sevgiyle ve saygıyla anıyorum.

Bütün bunları çoğumuz biliriz ama pek azımız biliriz bu mektupların Mehmet Yılmaz öğretmen tarafından yazıldığını ve Umman Ninenin Mektupları adıyla 1964 yılında kitap olarak yayımlandığını.

O’nunla 9-10 yaşlarımda tatil için gittiğimiz memleketim Acıpayam’da tanımıştım ve çok sevmiştim. Herkes tarafından saygı gören, gülümsemesi yüzünden eksik olmayan ve sohbetiyle herkesi neşelendiren bir güzel insandı. Daha sonra babamın anlattıklarından öğrendim O’nun, o çok sevdiğim mektupların yazarı olduğunu ve bu kitapta Hasan Oğlan adlı muallimin, amcam Hasan Ünlü olduğunu ve bu kitabın yayıma hazırlanmasında onun da çok emeği olduğunu.

Bu yazıyı yazmaktaki amacım hem halk edebiyatının en önemli ve çok değerli ürünlerinden biri olarak gördüğüm Umman Ninenin Mektupları hakkında bir hatırlatma yapmak hem de belki de yeni keşfedecek olanlara küçük de olsa bir kaynak sunmaktır. Unutmamak, unutturmamak dileğiyle…
Posted in Etiketler: , | 0 Comments »

Kıllıoğlu Hüseyin Efe

10 Kasım 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş
Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Çine’nin Tatar Memişler köyünde dünyaya gelmiştir. Annesi Yağcılar köyünden Fadimedir. Babası Tatar Memişler köyünden Bekir oğlu Hüseyidir. Yörük aşiretlerinden olduğu söylenir. Çocukluğunda keçi çobanlığı yapmıştır. İnce uzun boylu, buğday tenli ve sert mizaçlı, haşin olduğu kadar cesur davranışları gençliğinde dikkati çeken vasıflardı. Küçük yaşta iken babası öldüğü için bir köy düğününde ağabeyi İbrahim öldürülünce, katilini bulmak ve intikam almak için dağa çıktı. Katili bulamadı ama oğlunu bularak onu öldürdü. Askerden kaçıp gelen kardeşi Mehmet ile birlikte oldu. Hiç askere gitmedi.

Osmanlı Devleti’nin son yılları savaşsız geçmediği için askerlik çağı gelenler ya ortadan kayboluyor yada bir yolunu bulup askerden kaçıyorlardı. Kardeşleri yanında olduğu halde Çine köylerinden topladığı zeybeklerle dağları mekan tuttu. İnsan öldürdü. Adam kaçırdı ve soygunlar yaptı.

Yörük Ali Efe gibi, Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin yanına sokuldu. Yörük Ali Köse Alanı köyünden Süleğin İbrahim ile birlikte başvuru yaptıklarında Molla Ahmet’in zeybekleri “mektep mi açtık parmak emen çocuklar kızanlığa başvuruyor” şeklinde alay etmişlerse de , Molla Ahmet Efe, “ Ali benim yanımda kalacak, şahin olacak bahadır olacak “ diyerek alıkoymuştur. Yörük Ali ilk gecesini geçirdiği dağda Yağcılar Köyünden Kıllıoğlu Hüseyin ile tanışmış ve arkadaşlığı pekişmiştir.

Yörük Ali Efe

07 Kasım 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş
Yörük Ali Efe, (d. 1895-Kavaklı, Sultanhisar, Aydın, ö. 23 Eylül 1951-Bursa), Kurtuluş Savaşı sırasında 16 Haziran 1919'da Malgaç Baskını ile düşmana ilk darbeyi vurmak suretiyle Aydın yöresinde düşman kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmuş olan efe.

Babası Sarıtekeli aşiretinden İbrahim oğlu Abdi, annesi yine Yörüklerin Atmaca Aşireti'nden Fatma’dır.

Yörük Ali 19 yaşına geldiğinde, Aydın (il) dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin gurubuna katılmak istedi. Ağır bir sınavdan geçirilerek guruba alındı. Kısa zamanda Efe’nin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak gurupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin Bozdoğan Kavaklıdere baskınında ölmesi üzerine Yörük Ali Efe olarak gurubun başına geçti.

Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Yörük Ali Efe, bu süre içinde daima ezilenin mağdur edilenin, güçsüzün yanında oldu. Haklı olarak halk tarafından sevildi, itibar ve destek gördü.

Yörük Ali Efe 1919 senesinde dağdan indi. O sıralar düşman İzmir’i, ardından Aydın ve Nazilli’yi işgal etmişti.

Pertev Naili BORATAV

05 Kasım 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş

(Doğum:Darıdere [bugün Zlatograd, Bulgaristan]/ 2 Eylül 1907 , Ölüm:Paris, 16 Mart 1998 )

Asıl adı: Mustafa Pertev’dir. Kaymakam Abdurrahman Naili Bey ile Sıdıka Hanım’ın oğludur. İlköğrenimini Arapsun (Gülşehri), Develi ve Mudurnu’da (1912-1919); ortaöğrenimini Kumkapı Fransız Koleji (1919-1924), Gelenbevî ve İstanbul Lisesi’nde (1924-1927) tamamladı. İstanbul Lisesi’nde sosyolog Niyazı Berkes’le sınıf arkadaşı idi. Lisede Hilmi Ziya Ülken’den psikoloji ve sosyoloji, Hasan li Yücel’den de edebiyat dersleri aldı. Halk kültürü ve halk edebiyatı araştırmalarına lise son sınıf öğrencisiyken Hilmi Ziya Ülken’in verdiği ödevle, babasının kaymakamlık yaptığı Mudurnu ve yöresinden yaptığı derlemelerle başladı.

1927'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Şubesi’ne girdi. M. Fuat Köprülü başta olmak üzere Ragıb Hulûsi, Yusuf Şerif, O. Rescher, Ali Ekrem, Ferid Kam ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Gerges Dumezil’in öğrencisi oldu. Burayı Köroğlu Destanı başlığını taşıyan bir tez hazırlayarak 1930'da bitiren ve aynı yıl Yüksek Muallim Mektebi’ni de bitiren Boratav, bir süre M. Fuad Köprülü’nün Türkiyat Enstitüsü’nde asistanlığını yaptı. Konya Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine atandı. Bu görevdeyken 1935'te Almanca Öğretmeni Hayrünnisa Hanımla evlendi.

Köroğlu Havaları

by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş

Türkiye genelinde çalınıp söylenen Köroğlu havalarında en çok dikkat çeken konu, Köroğlu dizisi diye isimlendirilen dizinin birçok yörede seslendiriliyor olmasıdır. Ezgilerin gerek giriş ve gerek söz kısımları genellikle 7. derece olan SOL perdesinden başlamaktadır. Daha sonra 5. derece olan Mİ perdesinde kalıştan sonra karar sesi olan LA perdesine iner.Bu kadar büyük bir coğrafyada benzer ezgilerin benzer kurallara göre işlenmesi bir tesadüf eseri değildir. Köroğlu’nun yiğitleme, koçaklama, cengi ve mısri havalarının büyük bir çoğunluğunda aynı ezgilerle karşılaşırız. Bu havaların tamamında mertlik, gözü karalık, yiğitlik çok ön planda olması sonucu, heybet, kahramanlık, korkusuzluk gibi kavramları dinleyene hissettirir. Bu ezgilerde dikkat çeken başka farklılık ise, ritimsel farklılıklar olmasına karşın aynı ezgi kalıplarının kullanılmış olmasıdır.
Örneğin; 6/8, 5/8, 2/4, 10/8 gibi ritim kalıpları kullanılmıştır. Fakat, aşıklar kendi yörelerinin karakteristiğini bozmayıp yöreye özgü ritimlerde seslendirmişlerdir. Aynı ezgi kalıplarının farklı yörelerde icra edilmesinin sebebi ise, mertliği, cengaverliği ve coşkuyu tamamıyla yansıtan bu motiflerin benimsenmesinden kaynaklanabilir. Türkiye’de benim dikkatimi çeken bir konu ise, aynı ezgi kalıplarının farklı sözlerle kullanıldığı Köroğlu havalarının bulunmasıdır. Bu konu ile ilgili örnek verecek olursak;
M ü z i K ü l t ü R. Blogger tarafından desteklenmektedir.