İnceleme-Araştırma Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnceleme-Araştırma Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Müzik Teknolojisi

15 Aralık 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş

Giriş
Sözlük anlamı "bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması" demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür. Teknolojik yenilik de, "üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme biçimleri" olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde her alanda olduğu gibi müzik alanında da çok hızlı bir şekilde teknoloji geliştirilmekte ve kullanım alanı da gittikçe yaygınlaşmaktadır. ­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­Teknoloji, son yüzyılda müzik perspektifini değiştirmede en etkili araç olmuştur. Dikkat çekici bir nokta ise müziğin diğer alanlara oranla teknolojik gelişmeler içerisinde en hızlı gelişim gösteren alanlar içinde yer almasıdır. Elektroniğin müzik konusundaki uygulamalarının çeşitliliği, müzik çalışmalarının çok geniş bir kitleye en iyi şekilde taşınmasının yanı sıra, müzik yeteneğinin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesini de sağlamaktadır.

Teknoloji bireyi tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar özgür ve sınırsız kılmaktadır Matematik ve fiziğin bir uygulaması olan bilgisayar sistemlerinin ucuzlayarak evlerimize kadar girmesinin, içimizdeki bestecinin ortaya çıkarılmasına katkısı şüphesiz çok büyüktür. Bu alandaki yetkinliğiyle tanınan piyanist - besteci Mehmet Okonşar’a göre: "Bugün bağımsız bir müzisyen, eğer teknolojiyi kullanabiliyorsa, büyük yayıncılardan ve bunların getirdiği ekonomik ve sanatsal yaptırımlardan kendini sıyırabilecek, sanatını özgür bir biçimde ortaya çıkarabilecek ve dünyaya dağıtabilecektir. Bu devrimi aynen Gutenberg’in matbaa makinesine benzemektedir.”

Pertev Naili BORATAV

05 Kasım 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş

(Doğum:Darıdere [bugün Zlatograd, Bulgaristan]/ 2 Eylül 1907 , Ölüm:Paris, 16 Mart 1998 )

Asıl adı: Mustafa Pertev’dir. Kaymakam Abdurrahman Naili Bey ile Sıdıka Hanım’ın oğludur. İlköğrenimini Arapsun (Gülşehri), Develi ve Mudurnu’da (1912-1919); ortaöğrenimini Kumkapı Fransız Koleji (1919-1924), Gelenbevî ve İstanbul Lisesi’nde (1924-1927) tamamladı. İstanbul Lisesi’nde sosyolog Niyazı Berkes’le sınıf arkadaşı idi. Lisede Hilmi Ziya Ülken’den psikoloji ve sosyoloji, Hasan li Yücel’den de edebiyat dersleri aldı. Halk kültürü ve halk edebiyatı araştırmalarına lise son sınıf öğrencisiyken Hilmi Ziya Ülken’in verdiği ödevle, babasının kaymakamlık yaptığı Mudurnu ve yöresinden yaptığı derlemelerle başladı.

1927'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Şubesi’ne girdi. M. Fuat Köprülü başta olmak üzere Ragıb Hulûsi, Yusuf Şerif, O. Rescher, Ali Ekrem, Ferid Kam ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Gerges Dumezil’in öğrencisi oldu. Burayı Köroğlu Destanı başlığını taşıyan bir tez hazırlayarak 1930'da bitiren ve aynı yıl Yüksek Muallim Mektebi’ni de bitiren Boratav, bir süre M. Fuad Köprülü’nün Türkiyat Enstitüsü’nde asistanlığını yaptı. Konya Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine atandı. Bu görevdeyken 1935'te Almanca Öğretmeni Hayrünnisa Hanımla evlendi.

Köroğlu Havaları

by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş

Türkiye genelinde çalınıp söylenen Köroğlu havalarında en çok dikkat çeken konu, Köroğlu dizisi diye isimlendirilen dizinin birçok yörede seslendiriliyor olmasıdır. Ezgilerin gerek giriş ve gerek söz kısımları genellikle 7. derece olan SOL perdesinden başlamaktadır. Daha sonra 5. derece olan Mİ perdesinde kalıştan sonra karar sesi olan LA perdesine iner.Bu kadar büyük bir coğrafyada benzer ezgilerin benzer kurallara göre işlenmesi bir tesadüf eseri değildir. Köroğlu’nun yiğitleme, koçaklama, cengi ve mısri havalarının büyük bir çoğunluğunda aynı ezgilerle karşılaşırız. Bu havaların tamamında mertlik, gözü karalık, yiğitlik çok ön planda olması sonucu, heybet, kahramanlık, korkusuzluk gibi kavramları dinleyene hissettirir. Bu ezgilerde dikkat çeken başka farklılık ise, ritimsel farklılıklar olmasına karşın aynı ezgi kalıplarının kullanılmış olmasıdır.
Örneğin; 6/8, 5/8, 2/4, 10/8 gibi ritim kalıpları kullanılmıştır. Fakat, aşıklar kendi yörelerinin karakteristiğini bozmayıp yöreye özgü ritimlerde seslendirmişlerdir. Aynı ezgi kalıplarının farklı yörelerde icra edilmesinin sebebi ise, mertliği, cengaverliği ve coşkuyu tamamıyla yansıtan bu motiflerin benimsenmesinden kaynaklanabilir. Türkiye’de benim dikkatimi çeken bir konu ise, aynı ezgi kalıplarının farklı sözlerle kullanıldığı Köroğlu havalarının bulunmasıdır. Bu konu ile ilgili örnek verecek olursak;

Rebetiko'nun Kökenleri

02 Haziran 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş
Rebetiko'nun temel bölümü modern Yunanistan coğrafyasında köklerini bulmuştur. Rebetiko'nun asıl taşıyıcıları özellikle alt tabakadan işsiz güçsüz insanlar ve rebetlerdir. Hapishane ve rebetlerin haşhaş içtikleri meyhaneler olan tekkeler, özellikle erkekler tarafından, ana çalgısı bağlama ve buzuki olan rebetikoların çalınıp söylendikleri başlıca yerlerdir. Müzikal açıdan bakılırsa, bu şarkılar sanat açısından zayıf ve naiftirler ve sözlerinin ana teması, rebetislerin iç sıkıcı ve dar sosyal çevreleriyle sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte, 19. yy sonunda başka bir müzik türü ortaya çıktı. Temel olarak Yunanistan'ın Küçük Asya ve özellikle İstanbul ve İzmir kökenli (göçmenlerin yaşadığı) kent merkezlerinde "Café Aman"lar ortaya çıktı. Buralar Yunan burjuvalarının bizzat kendilerinin gittiği müzikli kahvelerdi. İsimlerini, iki-üç şarkıcının karşılıklı diyalogları biçiminde ve bir sonraki kıtaya geçerken zaman kazanmak için söyledikleri "Aman" haykırışıyla seslendirdikleri parçaların söylendiği eski Türk kahvelerinden almışlardır. "Café Aman"larda çalınan müzik, kültürlü ve yüksek düzeydeki insanların isteklerini ve zevklerini memnun etmek için yeterince zengin ve sanatsaldı.

Neyzen Tevfik

09 Şubat 2009 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş
Tevfik, 24 Mart 1879 pazartesi günü Muğla'nın Bodrum ilçesinde dünyaya gelmiş. Babası Hasan Fehmi bey aslen Samsun-Bafra ilçesine bağlı Kolay Beldesindendir. Kolaylı soyadı da buradan gelir. Babası Soyadı kanunu çıkınca memleketinin ismini soyisim olarak almıştır.Babasının Kolaylı olmadığı Kolay'da görev yaptığı gibi yanlış bilgiler ortada dolaşmaktadır. Aksine Neyzen Tevfik'in babası Bafra Kolay'lıdır, Neyzen doğduğu esnada Bodrum'da Rüştiye ( Ortaokul ayarında) öğretmenliği yapmaktadır.

Hasan Fehmi Bey, aydın düşünceli, kültürlü, müzikten anlayan, sanatsever ve nükteci bir insan. Anlayışlı, hoşgörülü ve hepsinden önemlisi de sevgisini açığa vurmaktan kaçınmayan bir baba. Annesi Emine Hanım'ın kişiliğine, öğrenim durumuna ilişkin hiçbir şey bilmiyoruz. Ama Neyzen'in "anamın ve babamın güzel yüzlerindeki riyasız, mâsum insanlık ifadesi" sözlerinden onun da anlayışlı, sevecen ve hoşgörülü bir kişi olduğu söylenebilir. Bütün bunlardan dengeli bir aile ortamında büyüdüğü anlaşılıyor.






Mahmut R. Gazimihâl: Uzun Hava

05 Kasım 2008 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş Kopuz çalarak saz şâirliği eden ozan, epik şiirler okuyarak konaktan konağa geziye çıkardı; halktan itibar, beylerden yardım görürdü. Ozanın mistik olanına Âşık denildi; onlar da tekkeden tekkeye dolaşır dururlardı; mistik şiirlerini bilhassa kopuz eşliğiyle söylerlerdi. Yunus Emre'nin XIII. asır sonlarında demiş olduğu gibi:

Ölmez ışk bilişleri esrik meclis hoşları, Daim bunların işi çeng-ü şeşta rebabdürür.
***
Yunus imdi subhânı vasfeyledi gönülde. Ayru değül ârifden bu kobuz ile şeşte.

Türlü sosyal sebepler bu iki sınıf saz şâirini zamanla birleştirdi. Kopuzda kirişler yerine tel takılması gibi bazı değişiklikler de o sazın;«tel tanbura», «bağlama», «meydan sazı» denilen çeşitlere inkılâp etmesine erkenden yol açtı... Fakat, saz şairliğinin etnik damgalar halindeki Türkmenî, Varsağî, Beyâtî gibi ağızlarının, veya daha bölgelik (régional) olan Urfa Ağızı, Harput Ağızı, Eğin Ağızı gibi ezgi tiplerinin kaybolmasına imkân yoktu: «Usûl» kalıplarına bağlanmıyan işte bu gibi serbest ritimli (veya ritime nöbetleşe itibar gösteren) tarihî ezgi tiplerinin hepsine birden Uzun Hava denir. Böylece, uzun hava, Ozanın en eski ezgi tarzından armağan olarak musiki folklorumuzun özü sayılır; hem de tetkik ve tesbiti en güç olan özüdür.

Eflâtun Cem Güney: Fıkralarına Göre: Nasreddin Hoca'nın Portresi

05 Ekim 2008 by M ü z i K ü l t ü R
Paylaş
Nasreddin Hoca, yedi asırdır yedi dünyaya gülen koca adam... Ona, her yerde bir beşik, her devirde bir mezar gösteriliyor ama, o bunlardan hangisinde sallanarak büyüdü? Bugün de hangi toprağın altında yatıyor, orasını Allah bilir. Bizim bir bildiğimiz, duyduğumuz varsa, bugün de bir kolu maşrikte, bir kolu mağripte ve ruhu ebedîlikle bir baştadır, dünya durdukça, duracak O... Bu ne sihirdir, ne keramet; ne de el çabukluğu bir marifet! Hocayı bu ölmezliğe eriştiren güler yüzü, tatlı dilidir. Biri gönülün yaylası, biri de o yaylanın güneşidir. Zaten adam dediğin ya yüzünden belli olur, ya sözünden! Kötü adam; acı soğan sözlü, kara bulut yüzlüdür. Bu kara gülmezlerin yüzlerinden düşen yüz parça olur; dilleri dersen, saya yağıyla yağlar; çakır dikenle dağlar.. Oysa ki iyi adam tatlı dilli, güler yüzlüdür. Bu güleç insanların yüzlerinden nur mu dedin, nur akar; dillerinden de bal mı dedin, bal akar. Hele Hocanın, hele Hocanın...
M ü z i K ü l t ü R. Blogger tarafından desteklenmektedir.